Hogwarts Rpg

Miley Rey Cyrus

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek

Miley Rey Cyrus

Mesaj tarafından Miley Rey Cyrus Bir Çarş. Haz. 30, 2010 9:35 am

Beyaz duvarlarla çevrelenmiş, kapısız ve penceresiz, bir akıl hastanesi odasını andıran odanın duvarlarıyla uyumlu zemininde, bir beden uzanıyordu. Odanın ruhuyla uyumluydu kadın; bir akıl hastasını andırıyordu. Yumuşaklığını kaybetmiş, kızıl saçları birbirine karışmış, beyaz teni yaralar ve morluklarla kirlenmişti. Tek parça, bazı yerlerinden yırtılmış siyah elbisesi ise zıtlık taşıyordu odaya hakim olan renkle.
Nefes alış verişi belli belirsiz, kesik kesikti. Bu yüzden ilk bakışta bir ölü zannedilebilirdi. Bir ölününki kadar soluk ve beyaz teni de desteklerdi bu kanıyı. Ama yaşıyordu o. Bedeniyle ruhu iç içeydi hala.
Ve bunu kanıtlayacak küçük bir kıpırdanma oldu kadında. Kıpırdanma büyüdü ve hareketlendi kadın. Ardından yavaşça açıldı göz kapakları. Okyanus mavisi gözleri odanın beyazlığından kamaşırken, ellerini siper etti korumak için. Gözleri beyazlığın ışığına alışana dek elleri siperde kaldı. Ve sonunda odaya bakabildiğinde uzandığı yerden de doğrulmuştu. Görebildiği tek şeyse beyazlıktı. Önce sonsuz bir beyazlığın içinde olduğunu sandı. Sonra fark edebildi duvarları. Fark ettiği bir başka şeyse zihnin de bu oda gibi boş olduğuydu. Fakat bu odanın aksine siyahtı zihni, karanlıktaydı.
Aklına üşüştü sorular, düşmüş bir orduyu yakalamış düşman gibi. Neredeydi? Hangi zamandaydı? Nasıl görünüyordu? Ve düşman son hamleyi yaptı; *Kimdi o?*
Yıktı geçti düşman, geçmişine ya da şu anına dair hiçbir bilgisi olmayan kadını.
Bilmemek, bilememek… Çoğu insan önemsemez bunu belki ama insan bilmediğinden korkar. Bilememek çaresizliğe gebedir çünkü. Peki kendini bilememek? Adını, yaşını, görüntünü, aileni, arkadaşlarını hatırlamamak? İşte en kötü kabustur bu, gerçek olmasın diye dua edeceğiniz.
Ama bacaklarını karnına doğru çekmiş, sırtı duvarda, etrafına doğru korkuyla bakan bu kadının en kötü kâbusu gerçek olmuştu; bilinmezliğin içinde kaybolmuş, onun eline tutuşturduğu çaresizliğiyle baş başa kalmıştı.
Bir ses işitildi sonra. Kadının ürkek bakışlarını diktiği beyazlığın biraz solunda bir ufak karaltı oluştu. Ardından gitgide büyüdü.
Karaltının içinden çıktı uzun boylu bir adam. Üzerinde siyah bir takım, elleri ceplerinde ilerledi kadına doğru. Adımları da bakışları gibi sert ve kararlıydı. Kadının bakışlarıysa başka bir bilinmezlikle beraber daha çok ürkekleşmiş, sinmişti adeta.

Aralarında bir adımlık mesafe kala durdu adam. “Nasıl bir duygu?” dedi insanı üşütecek kadar soğuk ve uzak sesiyle. Gözlerindeki sertliğin yanında sesiyle uyumlu soğukluğu ürpertiyordu insanı. Hiçbir duygu barınmıyordu bu gözlerde ve sanki hiç barınmamış, hiçbir zaman barınmayacaktı. “Ne kadar acıtıyor bilmemek? Yoksa bir ilaç mı istenmeyen hatıralara karşı?”

Bir soru değildi bu. Ama kadının bir şeyler söylemek için çaba göstermesini engellemedi bu durum. Ne var ki ne söyleyeceğini bilmiyordu. Bir şeyler geveledi sesi titreyerek. O anda adamın parmağını dudaklarında hissetti. “Şşş…” dedi adam kadın onun dokunuşuyla birlikte teninin yandığını hissederken. “Korkmana gerek yok.”

“Sana bir şey olmayacak.” dedi cümlesinin manasının vermesi gereken huzuru engelleyen esrarlı ifadesiyle.
“Şimdilik…”

Omzuna uzanan bir el, hissettiği acı ve sonrası karanlık…



Bir ömür kadar kısa süren karanlığın ardından bir kez daha aydınlığa açılan gözler… Bu sefer odanın beyazlığı değil pencereden içeri süzülen güneşin ışıkları alıyor gözlerini kadının. Geçmişini ya da bugününü hatırlamıyor hala. Ama nedenini bilmediği bir şekilde huzurlu.

“Cathrine!”
Hiçbir şekilde tanıdık değildi bu ses. Ama tanımak isteyeceği birine ait sanki. Bir bekleyişin mutlu sona ulaşmasının verdiği sevinç var bu seste.
Ona bakmak için acele etmedi kadın. Yavaşça döndürdü kafasını onu hayal etmeye çalışırken. Fakat o kadının yüzünü seçemeden duyduğu sesin ait olduğu kadının kollarında buldu kendini. Bir insanın sıcaklığını hissetmenin tadına varmaya çalıştı kadını tanımadığını ya da hatırlamadığını umursamayarak.

“Cathrine” dedi aynı ses tonuyla kollarını ona şefkatle dolamış kadın. “Neler oldu sana?”
Onu merak eden kişiler vardı.Bu gösteriyordu ki bir yerlere aitti o.
Birilerini tanıyordu ve tanınıyordu. Seviliyor ve ya sevilmiyordu. Fark etmezdi bu. Bir yaşamı vardı onun. Yeterliydi bu.

Kendisine Cathrine diye hitap edilen kadın, onu şefkatle saran kollar bedeninden ayrıldığında, bir yaşamı olduğunu anlamasını sağlayan kadına bakabildi. Bakışları kadının hafifçe kırışmış alnından, gene çevresi çizgilerle çevrenmiş yeşil gözlerini, güzel yüz hatlarını inceledi. En ufak bir hatırlama yaşayamadı çabasına rağmen. Gene de yüzünde istemsizce oluşan küçük gülümsemesiyle baktı kadına.
Kadınsa hafifçe buğulanan gözlerini örtbas etmek için konuşmaya başladı telaşla.

“Hiçbir şey hatırlamıyorsun değil mi?” dedi parmaklarını kadının yüzünde usulca gezdirirken.
Başını iki yana sallamakla yetindi soruya karşılık. Kadının ince parmaklarını saçlarında hissetti bu sefer.
“Anlat.” dedi belli belirsiz ama istekli bir sesle Cathrine. “Anlat.”
Gözlerindeki buğular sonunda birer yaş olup döküldü kadının yanaklarına. Nereden başlayacağını bilemedi uzun süre. Eh kolay değildi birisine kim olduğunu anlatmak.
Ama sonunda bir nokta bulup başlayabildiğinde sesi bir masal anlatır gibi yumuşaktı. Bazen heyecan tınısını yüklenip yükseliyor bazense alçalıyordu.

*Ona şefkatle bakan bu kadın –Emily- onun teyzesiydi. Annesi ve babası yıllar önce bir trafik kazasında ölmüşlerdi. Ve Cathrine’in hayatta kalan tek akrabası Emily’di. Eğer her şey normal olsaydı ; Cathrine bir ay kadar önce aniden ortadan kaybolmasaydı iki hafta önce başarılı bir avukat olarak yirmi sekizinci yaşını kutlayacaktı. *

Yatağında doğruldu Cathrine. Ayağa kalktı yavaşça ve ağır adımlarla yatağın tam karşısındaki aynaya doğru ilerledi. Üzerindeki beyaz gecelik kadar beyaz, ışıldayan tenini, omuzlarındaki kızılımsı saçlarını, deniz mavisi gözlerini inceledi acele etmeden. Tanımak istiyordu kendini her zerresine kadar. Yansımasının ona bir şeyler anlatmasını bekliyordu sanki. Oradan çıkıp onu sertçe sarsmasını, kendine getirmesini, bir şeyleri hatırlamasını sağlamasını bekliyordu. Gerçeği istiyordu. Onu öldürüp, yeniden hayata döndürenleri bilmek istiyordu. O beyaz odadan fazlasını, o beyaz odanın sebebini istiyordu.

Gene de emin olduğu tek bir şey vardı:

Ona bir şey olmayacaktı. *Şimdilik...*
avatar
Miley Rey Cyrus
Binbir Çeşit Baykuş Dükkanı Sahibesi-Gelecek Posta Baş Editörü
Binbir Çeşit Baykuş Dükkanı Sahibesi-Gelecek Posta Baş Editörü

Mesaj Sayısı : 16
Nerden : İstanbul

Rp Puanı
Rp Puanı Rp Puanı:
100/100  (100/100)

Kullanıcı profilini gör

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Geri: Miley Rey Cyrus

Mesaj tarafından Taylor Alison Swift Bir Çarş. Haz. 30, 2010 9:57 am

Çok güzeldi. Renklendirme biraz göz yorucu olsa da iyiydi.

Puanın 100/100


avatar
Taylor Alison Swift
Kurucu-Hogwarts Müdüresi-İksir Profesör-Rawenclaw Bina Sorumlusu
Kurucu-Hogwarts Müdüresi-İksir Profesör-Rawenclaw Bina Sorumlusu

Mesaj Sayısı : 83
Yaş : 26
Nerden : İstanbul

Rp Puanı
Rp Puanı Rp Puanı:
100/100  (100/100)

Kullanıcı profilini gör http://sanalhogwarts-rpg.forummum.com

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön

- Similar topics

 
Bu forumun müsaadesi var:
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz